Başlıksız Belge
Anasayfa Yazılar Videolar Resimler İletişim Üye Ol

 
bilginin adresi
MENU  
  ANA SAYFA
  TARİH
  OSMANLI TARİHİ
  OSMANLI HANEDANLIĞI
  PROGRAMLAR
  -DİNİ VİDEOLAR-
  sitemap
  .
  Mümin Nasıl Olur?-TB
  Allah'a İtaat Eden Şerefli Müslümanlarız-TB
  Cennet ve Cennetlikler-TB
  Sahabe Hayatı
  Peygamber Efendimiz-TB
  Manevi Nimetler-TB
  99 Oğlum Olsa KUR'AN-I KERİM Okuturum-TB
  Hayırlı İnsan Kime Denir?
  Kıyamet Günü Nimetlerden Sorgu-TB
ANA SAYFA
DİNİ MESELELER
DİNİ VİDEOLAR
RESİM GALERİSİ
FORUM
İLETİŞİM

İbrahimi Dinler Çelişkisi

İBRAHİMİ DİNLER
 ÇELİŞKİSİ

 

E. Sadettin Doruklu

 

Son zamanlarda bazı ilahiyatçılar misyonerlere ihtiyaç bırakmayacak tarzda Hıristiyanlık sempatizanı bir tutum sergileyebiliyorlar. Mesela Prof. Dr. Süleyman Ateş, şu ayete dayanarak, Hristiyanların da cennete gidebileceğini ilan edebilmişti: “Şüphesiz, inananlar ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 2/62)

Elmalılı M. Hamdi Yazır, bu ayet-i kerimenin tefsirinde, sayılan dört grubun “gerçekten” iman etmiş ve salih ameller işlemiş olmasının şart koşulduğunu vurgulamaktadır. Yani, Müslümanların salt zahirî bir iman beyanında bulunmaları yetmediği, gerçekten iman edip salih amelde bulunmaları gerektiği gibi, Hıristiyanların da iman etmeleri icap etmektedir. “Öğrenciler gerçekten öğrenci olur ve gereken çalışmayı yaparlarsa diplomayı hak ederler” ifadesi nasıl salt öğrenci olmayı diploma için hak nedeni haline getirmezse, salt hıristiyan ya da yahudi olmak da, iman etmiş ve salih amel işlemiş olmak anlamına gelmiyor. Nitekim hadis-i şeriflerde de bu vurgulanmaktadır. Buharî, Müslim, İbn-i Mace, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, Ebu Davud Tayalisî ve İbn-i Hibban’da yer alan bir hadis şöyledir: “... Allah’a iman nedir bilir misiniz? Allah’tan başka mabud olmadığına ve Muhammed’in O’nun peygamberi olduğuna şehadet etmektir....” (Ramuz el-Ehadis, 4/10) Görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) risaletini kabul etmeyen Allahü Taâlâ’ya da iman etmemiş sayılmaktadır. Bunu şöyle bir örnekle açıklamak mümkündür: Bir devletin elçisini tanımayan, o devleti tanımamış olur. Bir yabancı, gümrük kapısına geldiğinde, “Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını kabul ediyorum ama siz görevlileri tanımıyorum” dediğinde, gerçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcudiyetini reddetmiş olur.

Hıristiyan ve Yahudiler’in şirk ve küfür üzere olduğu şu ayetle açıklanmıştır: “Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.” (Tevbe, 9/31) Ve Allahü Teala, şirk günahını asla bağışlamaz: “Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.” (Nisa, 4/48) “(Yahudi ve Hıristiyanlar) ‘Yahudi veya hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız’ dediler. De ki: ‘Hayır, hanîf (küfür ve şirkten uzak) olan İbrahim’in dinine (uyarız)! Ve o müşriklerden değildi.” (Bakara, 2/135)

Demek ki, Yahudilik ve Hıristiyanlık asla İbrahimî din değildir veya Yahudilik ve Hıristiyanlık İbrahimî din ise, Hz. İbrahim, İbrahimî dine mensup değildi. Yahudilik ve Hıristiyanlığı İbrahimî din kabul etmek, Hz. İbrahim’e (a.s.) iftira atmak anlamına da gelebilir. Bir başka deyişle, Yahudilik ve Hıristiyanlığın İbrahimî din olduğunu öne sürmek, ya Hz. İbrahim’i de müşrik yapmak ya da müşrik Yahudiler ile Hıristiyanları hanîf kabul etmek gibi bir anlayışın zımnen kabulü sonucuna yol açabilir.

Yukarıda meali verilen ayette “Hz. İbrahim’in dini” ile Yahudilik ve Hıristiyanlık arasında bir karşıtlık ilişkisi kurulmuşken, onları İbrahimî din ilan etmek, Kur’an üzerinde yeterince düşünülmediğini gösterir.

Bu noktada “İbrahimî din” kavramıyla neyin kastedildiğini özellikle sorgulamak gerekiyor. Bu tabirden kasıt “ Hz. İbrahim’in dini” ise, yukarıda belirtildiği gibi, Yahudilik ve Hıristiyanlığın bununla bir ilgisinin kalmadığı açıktır. Şayet İbrahimî din ibaresinden kast edilen Yahudilerin ve ilk Hıristiyanların Hz. İbrahim’in soyundan gelmeleriyse, o takdirde “Âdemî din” diye bir kavram da icat edilebilir. Bütün sapık dinler de sonuçta Hz. Âdem’in torunları tarafından icat edilmişlerdir ve bu tanıma göre hepsi “Âdemî din” kabul edilebilirler. Yok İbrahimî din kavramıyla Tevrat ve İncil’de Hz. İbrahim’in adının geçmesi kastediliyorsa, söz konusu kitaplarda Hz. Nuh’un da adı geçiyor. O takdirde “Neden Nuhî din değil peki?” diye sormak gerekir.

Nasıl bakılırsa bakılsın, İbrahimî din kavramı için makul bir açıklama bulmak mümkün değildir. Çünkü bu kavram çerçevesinde İslâm, Yahudilik ve Hıristiyanlık ile eşit hale getirilmektedir. Kur’an İbrahimî din veya İbrahim’in dininden (hanîflik) olma özelliğini sadece İslâm’a tahsis ederken, bu kavram çerçevesinde tam aksi bir yaklaşım benimsenmektedir. Hz. İbrahim’in üç tane mi dini vardı ki üç adet İbrahimî din olabiliyor şeklindeki bir soruya mantıklı bir cevap bulmak imkânsızdır.

Yahudi ve Hıristiyanlar “Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edinme”yi bırakmadıkça, onların İbrahimî dinden olduklarını söylemek, güvercine kartal adını vermek gibi anlamsız ve boş bir şey olur. İsmin değişmesi, müsemmada (isimlendirilende) bir değişiklik olduğunu göstermez, sadece isimleri değiştirip söyleyenin, deyim yerindeyse kafasının karışık olduğunu veya isimleri doğru dürüst bilmediğini düşündürür.

“Her söylediğin doğru olsun, fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir” diyenlerin gelip duracağı nokta bu olmamalıdır. Her doğruyu her yerde söylemeyi uygun bulmayanlar, “İbrahimî dinler” gibi doğru olmayan bir tanımlamayı “her yerde” nasıl söyleyebilmektedirler?.. Doğruları söylerken kılı kırk yaran insanların bir yanlış adlandırmayı bu kadar rahat kullanabilmeleri doğal karşılanabilecek bir durum değildir.

Sözdeki doğruluk, sözün vakıaya uygunluğundan ibarettir. Hz. İbrahim’in (a.s.) diniyle bir ilgisi olmayan Yahudilik ve Hıristiyanlığı İbrahimî din olarak adlandırmak, doğruyu değil, yanlışı dile getirmektir. Doğruları söyleme konusunda bile hassas olan insanların, sözlerinin yanlış olmamasına çok daha büyük bir özen göstermeleri gerekir.

Ayet-i kerimenin manası gayet açık: “De ki: ‘Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin.’ Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahit olun, biz müslümanlarız.’ ” (Âl-i İmran, 3/64)

Aradaki ortak söz/kelime, “İbrahim” midir?!.. Değilse, İbrahimî din kavramını kullanmanın faydası nedir?!..

Şayet birileri “Böylece onları hanîf olan Hz. İbrahim’in a.s. dinine yaklaştırabiliriz” diyorlarsa, onlara şunu hatırlatmak gerekir: Bu halleriyle Yahudi ve Hıristiyanlar kendilerini İbrahimî dinden sayıyorlarsa ve siz onları tasdik ediyorsanız, artık onlara ebediyen “Hayır, siz İbrahim’in dininden değilsiniz, mesele başka türlü” diyemezsiniz. Dediğiniz zaman kendinizle çelişmiş, baştan açık ve net davranmadığınızı ortaya koymuş olursunuz. O zaman size, “Daha önce İbrahimî dinden olduğumuzu söylüyordunuz, şimdi ne değişti?!” denilecektir. Ama böyle bir başlangıcın ardından bir zaman gelip bunu söyleyebilmek kolay da değildir. Çünkü başlangıçta kabul ettiğiniz söylemler sürekli sizi bağlayacaktır. Zaten Yahudi ve Hıristiyanlar, kitaplarının nazil olduğu dönem itibariyle Hz. İbrahim devrine daha yakın oldukları için, onu başkalarından öğrenmeyi kabul etmezler, tam aksine onu onlara öğretmeye kalkışırlar. Böylesi bir çaba, muhtemelen Yahudi ve Hıristiyanları “hanîfliğe” yaklaştırmayacak, fakat Hz. İbrahim’in dininin ne olduğu konusunda açık ve tam bir bilgiye sahip olmayan Müslümanların kafasını karıştıracaktır. İhsan Fazlıoğlu’nun yerinde ifadesiyle, “Taktik bir yalan, cahiller elinde stratejik bir gerçeğe dönüşür”. “İbrahimî dinler” gibi yanlış bir adlandırmanın uzun vadede bilgisizler elinde nasıl bir içeriğe sahip olabileceğini kestirebilmek kolay değildir.

“Yemin olsun ki, ehl-i kitaba her türlü ayeti getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman hakkı çiğneyenlerden olursun.” (Bakara, 2/145)
NETYAZİ  
   
Başlıklar  
 

- Opera 11

beklenenden daha iyi

- Microsoft Security Essantials

Nihayet Microsoft, Antivirüs programını yaptı

- İşte Google EARTH 6.0 (uydu görüntüsü)

3boyutun keyfini çıkartın

- Sizden Gelenler

- Yaz Gönder

- Sorularınız

 
DUYURULAR
 
 
“sitemiz yapım aşamasındadır. Çok yakında Tarihi konularımız yeterli seviyeye ulaşacaktır
sitemize yeni eklenenler
Tasavvufu Öğrenmek İsteyenler Sitemizi Araştırsınlar
Demokrasinin, Laikliğin ve Milliyetçiliğin Çıkmazları
Hasırcızade Tarihi(yakında tamamlanacaktır)


Dini Videolar(M.Zahid Kotku ve Khalid Yasin)
Dini Meseleler
CanlıTV
ss
 
Haberler  
   
Bugün 3 ziyaretçi (5 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol