Başlıksız Belge
Anasayfa Yazılar Videolar Resimler İletişim Üye Ol

 
bilginin adresi
MENU  
  ANA SAYFA
  TARİH
  OSMANLI TARİHİ
  OSMANLI HANEDANLIĞI
  PROGRAMLAR
  -DİNİ VİDEOLAR-
  sitemap
  .
  Mümin Nasıl Olur?-TB
  Allah'a İtaat Eden Şerefli Müslümanlarız-TB
  Cennet ve Cennetlikler-TB
  Sahabe Hayatı
  Peygamber Efendimiz-TB
  Manevi Nimetler-TB
  99 Oğlum Olsa KUR'AN-I KERİM Okuturum-TB
  Hayırlı İnsan Kime Denir?
  Kıyamet Günü Nimetlerden Sorgu-TB
ANA SAYFA
DİNİ MESELELER
DİNİ VİDEOLAR
RESİM GALERİSİ
FORUM
İLETİŞİM

Milliyetçilik Tartışılmaz Bir Tabu Değildir

MİLLİYETÇİLİK TARTIŞILMAZ BİR TABU DEĞİLDİR

 

 

Ömer Karalıoğlu

 

Yeni Çağ Gazetesi’nden Arslan Bulut, 5 Haziran 2006 tarihli yazısına ilginç bir başlık atmış: “Milliyetçilere ve TSK’ya karşı operasyon ne zaman başladı?” İlginç olan noktalardan biri, el çabukluğu ile hemen TSK ile “milliyetçiler” arasında bir ‘özdeşlik’ kurulması; ikinci ilginç nokta ise, değerlendirmenin bir ‘komplo teorisi’ niteliği taşıyor oluşu..

Fakat eminim ki, komplo teorisi aleyhtarlığı ile ‘temayüz’ etmiş olanlar, bu noktada sessiz kalmayı yeğleyeceklerdir. Malum, ‘Haspaya yakışıyor’ çifte standardı ya da ‘Benim komplo teorim iyidir’ ilkesizliği bu ülkede kalem oynatan çoğu kişinin temel alışkanlıklarından biri durumunda.

Bulut’un yazdıkları aslında yeni değil, aynı tezleri sürekli tekrarlıyor. Ve benzer görüşlerin pekçok kişi tarafından paylaşıldığını görüyoruz. Evet, milliyetçiliğin yükselişte olduğu iddiası tekrarlanıp duruyor. Bunun bir adım sonrasını ise, kendi saflarında olmayanları ihanetle suçlama furyası oluşturuyor. Milliyetçi kimliği ile ortaya çıkan Yümni Sezen’in “Dinlerarası Diyalog İhaneti” adlı kitabının başlığı da aynı anlayışı yansıtıyor. Fakat bu kişiler, kendi konum ve tavırlarının, suçladıkları kesimlerinki ile birçok açıdan benzeştiğini görmezden geliyorlar. Dinlerarası diyalog bir ihanet olarak görülebilirse, milliyetçiliği de bir ihanet ideolojisi olarak nitelendirenler pekâlâ çıkabilir.

Milliyetçiliğin bir ihanet ideolojisi olduğunu aslında Arslan Bulut’un kendisinin de kabul etmeye her zaman hazır olduğundan eminim. Bir Kürt milliyetçiliğinden söz edildiğinde ya da Osmanlı’ya karşı Arap ve Arnavut milliyetçilikleri bahis konusu olduğunda, Bulut gibi isimlerin, bu milliyetçilik hareketlerini ihanet olarak adlandıracaklarından şüphem yok. Bu milliyetçilik akımlarının başındaki ‘Kürt, Arap vs.’ sıfatlarını kaldırdığımızda geriye ‘milliyetçilik’ kalır. Bu mantığın varacağı sonuç, milliyetçiliğin bir ihanet ideolojisi olduğudur. Fakat Türkçüler, Türk milliyetçiliğinin bir ihanet hareketi olmadığını öne sürecekler, bu noktada “Haspaya yakışıyor” makamından gazel okumaya başlayacaklardır. Ancak onlar, Türk milliyetçiliğinin de, bizzat kendi mantıklarının bir sonucu olarak, bir Arap, Arnavut veya Kürt açısından “ihanet” anlamına gelmek zorunda olduğunu görmek istemeyeceklerdir.

Şu nokta çok önemli: Türkiye’deki ‘ulusalcılık’ akımı her ne kadar küreselleşme karşıtı gibi görünmekteyse de, gerçekte küresel düzenin ve küreselleşmenin, bir başka deyişle ABD’nin Yeni Dünya Düzeni projesinin bir parçasıdır. Sözde Amerikan karşıtlığı ise, Batı’nın ve ABD’nin politikalarını da benimsemeyen sıradan insanları deyim yerindeyse oltaya çekmek için kullanılan bir yem veya onların gözlerini boyamak için kullanılan bir kamuflaj ya da paravanadan ibarettir. ABD’nin İslam ülkelerinde milliyetçiliğe ihtiyacı vardır, çünkü ABD ve Avrupa açısından en büyük tehlike, Müslümanlar arasında İslâm kardeşliği bilincinin yaygınlaşması ve birlik yönünde atımlar atılmasıdır. 28 Şubat Süreci ile tasfiye edilen Erbakan’ın Batı açısından kabul edilemez nitelikteki projelerinden en önemlisi D-8 organizasyonu idi. Erbakan’ı tasfiye edenler, yerine MHP’yi iktidar ortağı yaptılar. Türkçüler, Türk milliyetçiliğinin ABD’yi rahatsız ettiğini zannediyor olabilirler, fakat Türkiye’de Kürtçülüğün azgınlaşması için, ölçüsüz bir Türk milliyetçiliğine ihtiyaç vardır. Kürt Kürtçü, Arap Arapçı, Arnavut Arnavutçu, İranlı İrancı, Türk Türkçü, Pakistanlı Pakistancı olmalıdır ki, Müslümanlar arasında Batı’ya karşı bir güç birliği gerçekleşmesin. Genelde Batı’nın, özelde de ABD’nin Kürtler’i dilediği gibi kullanabilmesi, onların hâmisi rolüne soyunabilmesi için, onların önce Türk milliyetçileri (Irak’ta Arap milliyetçileri) tarafından dövülmesi ve Batılılar’ın açtığı kucağa sığınma ihtiyacı duymaları gerekmektedir. Aynı durum, liberalleşen ve laikleşen İslâmcılar için de geçerlidir. Bunların önce katı laikçiler ve dogmatik Kemalistler tarafından iyice hırpalanmaları, ezilmeleri gerekiyor ki, kurtuluşu AB’ye girişte ve ABD’yle uzlaşmada bulsunlar. O nedenle, gerek ölçüsüz Türk milliyetçiliğinin, gerek katı laikçiliğin, gerekse dogmatik Kemalizm’in kışkırtıcılarının temelde Batılı güçlerin ajanları olduklarını düşünmek için yeterince neden vardır.

Bu çevrelerin ‘derin’ çelişkilerinden birisini de, laiklik ile milliyetçiliği birlikte savunmaları oluşturuyor. Laikliği savunmayı mümkün kılan anlayış ile milliyetçiliğe temel oluşturan zihniyet birbiriyle açık biçimde çelişir. Laiklik savunucuları, din ile devlet işlerinin birlikte yürütülmesinin, farklı dinlere mensup insanlar arasında çatışmaya yol açacağını ileri sürmektedirler. Farklı etnik kökenlere mensup insanların yaşadığı bir ülkede de, devletin, laikliğin gereği olarak dinler arasında tarafsız kalmasına benzer şekilde, milliyetçiliği bir tarafa bırakarak bu etnisiteler karşısında da yansız bir politika üretmesi gerekmez mi?! Dinî topluluklar karşısında tarafsız kalmak mutlaka gerekliyse, neden farklı etnik gruplar karşısında da yansız bir tutum takınılmasın?! Şayet belirli bir dinî topluluğun inancını devlet ‘resmî din’ olarak benimsemeyecekse, neden belli bir etnik grubun milliyetini, bir başka deyişle belli bir ırka özgü milliyetçiliği ‘resmî ideoloji’ olarak benimsesin?! Bunun mantıklı bir cevabını kim verebilir?!

Demek oluyor ki, laikliği savunmayı mümkün kılan zihniyet ile milliyetçiliği benimsemeye imkan veren anlayış arasında kesin bir uyuşmazlık ve çelişki bulunmaktadır. Fakat mantıksızlık sadece bu ikisinin birlikte savunulmasından ileri gelmiyor. Halkın yüzde 99’unun müslüman olduğu bir ülkede, yüzde 1’lik gayrimüslim kesimi incitmekten sakınan ince kalplilik, kendisini Kürt veya başka bir etnik gruba ait görenler karşısında nereye gitmektedir?! Türkiye’de yaşayan herkesi “Ben Türk’üm” demeye zorlayan bir anlayış toplumsal çatışma ve kargaşaya neden olmuyorsa, laikliği bir çatışmadan kurtuluş formülü olarak savunmak nasıl mümkün olabilir?! Kaldı ki, laiklik karşısında Hristiyanlık ile aynı kefeye konulan İslam, kendi ilkeleri gereği, başka inanç mensuplarını müslüman olmaya zorlamaz. Bu nasıl çatışmadan kurtuluş formülüdür ki, başka din mensuplarının varlığını tanıyan, onlara inanç hürriyeti sağlayan bir dinin devlet ile beraber düşünülmesine imkan vermezken, başka etnisiteleri tanımayan, herkesi Türk olduğunu söylemeye zorlayan bir milliyetçilik anlayışını içinde barındırabilmektedir?! Daha açık sormak gerekirse, çatışmadan kurtuluş reçetesi olarak dinler karşısında tarafsızlığı seçenler, aynı duyarlılığı neden milliyetler ya da etnik kökenler karşısında göstermemektedirler?!

Buradan da anlaşıldığı gibi, gerçekte laiklik ile milliyetçilik arasındaki uçurum, laiklik ile İslam arasında olandan daha fazladır. Fakat, ideolojiler için mantık en az gerekli olan şeydir ve 5-6 bin yıllık, çok eski çağlara uzanan içki iptilasına karşı, bin 400 yıl gibi yakın bir zamana ait ve bilimsel verilerle de uyumlu olan içki yasağını irtica olarak gösterebilenlerden, bundan daha ileri bir zihinsel efor beklenemez.

Bütün bunlar, milliyetçilik ile laikliği birlikte savunanların gerçekte laiklikten beklenen faydaları umursamadıklarını ve laikliğin sadece, belli bir dinin tasfiyesi, devletten (deyim yerindeyse ‘resmî toplum’dan) uzaklaştırılması ve etkisiz hale getirilmesi için bahane olarak kullanıldığını gösterir. Gerçekten de, yüzde 99’u müslüman olan bir toplumda, devletin laik bir nitelik taşıması, yüzde 1’lik kesimin dolaylı olarak imtiyazlı hale getirilmesinden başka anlam taşımaz. Çünkü böyle bir ülkede laiklik, şartlar gereği, azınlığın değil çoğunluğun inancına karşı konumlandırılacaktır. Nitekim Türkiye’deki laikçiliğin Avrupa’daki laiklik ile kıyaslanması durumunda, bizim laikçilerimiz, “Türkiye’nin koşulları gereği” diye başlayan cümleler kurmayı gerekli görmektedirler. Bu nedenle laiklik Türkiye’de, ateistler ile dindarlar arasında, ateistler (tanrı tanımazlar) lehine bir dengesizlik oluşturulmasına zemin hazırlamaktadır. Mesela bugün Türkiye’de, imam nikâhı adı altında birden fazla kadınla yaşayan erkekler laiklik adına suçlanırken, aynı şeyi nikahsız yapanlar için zina diye bir suçtan bahsedilmesi bile hazmedilememektedir. Çok açık olarak görülmektedir ki, laiklik, tanrıtanımazlar karşısında müslümanların susturulması için bir silah olarak kullanılmakta ve gerçekte farklı inanç mensupları arasında eşitliği sağlamak bir yana, müslümanlar karşısında inançsızları üstün konuma getirmektedir. Laikliğin pratikteki karşılığı dinsizliğin tahakkümüdür. Şayet laiklik, gerçek tanımına uygun bir içerikle savunulsaydı, bu anlayışın zorunlu bir sonucu olarak milliyetçilik savunulamayacaktı. Laiklik gerçek bir laiklik olmayınca, bunun doğal bir uzantısı olarak, milliyetçilik bir ‘seküler din’e dönüştürülmüştür. Evet, milliyetçilik, hele de laiklikle birlikte savunulduğunda, bir din olarak ortaya çıkar ve bu yüzden, sonuçta laiklik, Fransız Devrimi icadı ‘milliyetçilik dini’ karşısında semavî dinlerin ve bu arada hak din İslam’ın tasfiyesine hizmet etmekten başka bir işlev göremez. Yümni Sezen gibi isimler, lütfedip bunun da bir ihanet olup olmadığı sorusuna cevap aramalıdırlar.

Önemli bir düşünürün ifadesiyle, "Asabiyet-i cahiliye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkep bir macundur. Bunun için milliyetçiler, milliyeti mabud ittihaz ederler". Günümüz diliyle ifade etmek gerekirse, “İslam öncesi dönemlere özgü ırkçılık, birbiriyle dayanışma içine girip yardımlaşan aymazlık, sapıklık, gösteriş ve karanlıktan oluşmuş bir karışımdır ve bunun için milliyetçiler, milliyeti, yani ırk bağını tapınılan bir tanrı kabul ederler”. Böyle kabul ettikleri için de, herkesin kendi tanrılarına kulluk etmesini beklerler. Onlar için, farklı bir ırka mensubiyet iddiasında bulunmak, tanrılarını yıkıp parçalamaktan başka birşey değildir ve mutlaka cezalandırılması gereken bir suçtur. Milliyet yani etnik köken onların tanrısı olduğu için, Allahü Teala’ya ait ‘kıdem ve baka’ (varlığının başlangıcı ve sonu olmamak) sıfatlarını milletlerine izafe ederler. Bu yüzden kendi milletlerinin tarihin en eski kavmi olduğunu savunur ve sonsuza kadar yaşayacağı iddiasında bulunurlar. Wallerstein da, aynı şekilde, milliyetçiliğin dinin yerini aldığını savunur: “Çağdaş dünyada ırk, tek uluslararası statü grubu kategorisidir. En azından MS. 8. yüzyıldan beri bu rolü oynayan dinin yerini almıştır.” (Immanuel Wallerstein, “Bağımsızlık Sonrası Siyah Afrika’da Toplumsal Çatışma: Yeniden Değerlendirilen Irk ve Statü Grubu Kavramları”, Irk, Ulus, Sınıf-Belirsiz Kimlikler, ed. E. Balibar ve I. Wallerstein, çev. Nazlı Ökten, 2. b., İstanbul 1995, s. 252.)

Berkeley, Stanford ve Michigan gibi üniversitelerde dersler vermiş olan sosyal bilimci Hayes de, bir sosyolog olarak çağımızda milliyetçiliğin bir din halini aldığını belirtir: “Kitleler, Hristiyanlığın tarihi inanç ve uygulamasından soğudukça, onun yerine, entellektüeller tarafından kendilerine sunulan, en gözdeleri de komünizm ve milliyetçilik olan diğer cazip ikamelere meyletti.” (Carlton J. H. Hayes, Milliyetçilik: Bir Din, çev. Murat Çiftkaya, İstanbul 1995, s. 32.) “İnsanoğlunun din duygusu ... çağdaş kömünizmde ve özellikle de modern milliyetçilikte tezahür etmektedir.” (A.g.e., s. 36.)

Hayes, bunların yanı sıra, milliyetçiliğin dinlerde olduğu gibi kendi ayin ve ritüellerini geliştirdiğini belirtir. Marşlar, milliyetçiliğin ilahileridir. Mitinglerde yüksek sesle tekrarlanan sloganlar da milliyetçilik dininin sesli dua ve zikirlerini oluşturur. Ulusal bayramlar, dinî bayramların alternatifi olma işlevini üstlenmiştir. Millî kahramanlar, milliyetçiliğin peygamberleri ve velîleri/azizleri olarak arz-ı endam ederler. Okullarda ve resmî kurumlarda sürekli tekrarlanan ‘ulusal ant’lar, dinlerdeki dua ve ayinlerin seküler biçimidir. Ulusal kahramanların mezarları da dinlerdeki kutsal ziyaret yerlerinin bir benzeri durumundadır, türbelerin yerini anıt mezarlar almıştır. Benzer şekilde, Balibar da, kişinin kendisini “evindeymiş” gibi düşünmesini sağlayan devlete aidiyet ve bağlılık duygusunun oluşmasını Machiavelli’de olduğu gibi “zor”a ya da Gramsci’nin dediği gibi “eğitim”e bağlayamayacağımızı öne sürer. O nedenle, ulus-devletin etkililiğinin en derindeki nedenlerinin bulunması için, yurtseverlik ve milliyetçiliği “bir din” saymak gerektiğini belirtir. (Etienne Balibar, “Ulus Biçimi: Tarih ve İdeoloji”, Irk, Ulus, Sınıf-Belirsiz Kimlikler, ed. E. Balibar ve I. Wallerstein, çev. Nazlı Ökten, 2. b., İstanbul 1995, s. 120.)

Demek istediği şudur, zorla ya da eğitimle devlete aidiyet duygusu oluşturamazsınız, bu duygunun insanın içinden gelmesi gerekir, bunu da din haline getirilmiş ya da dinin yerini almış milliyetçilik sağlayabilir. Bu, Mussolini’nin (daha önce de Hegel’in) savunduğu şekilde devletin tanrılaştırılması, putlaştırılmasıdır.

Benzer şekilde, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünün de, dinlere özgü bir anlayışı yansıttığı görülmektedir. Çünkü, “Ne mutlu Türk olana!” denilmemekte, Türk olmak değil “Türk’üm” demek öne çıkarılmaktadır. Eğer bir Yahudi, Ermeni ya da Rum “Türk’üm” demekle Türk olabiliyorsa, Türk olmak, müslüman olmak gibi bir dinî işlem haline gelmiş olur. “Kendini Türk hisseden herkes Türk’tür” şeklindeki görüş de aynı anlayışı yansıtmaktadır. Demek oluyor ki milliyetçilik, gerçekte ırksal kökenin bir dine dönüştürülmesidir ve Fransız Devrimi sonrasında kazandığı bu dinsel karakteri yüzünden, paradoksal olarak, hem laikliğe aykırıdır, hem de laikliğe muhtaçtır. Çünkü milliyetçiliğin ‘devlet’i ele geçirmesi ancak, gerçek dinin devletten ayrı tutulması ve kendisinin yapay bir din olarak onun yerini doldurması ile mümkün olabilir.

NETYAZİ  
   
Başlıklar  
 

- Opera 11

beklenenden daha iyi

- Microsoft Security Essantials

Nihayet Microsoft, Antivirüs programını yaptı

- İşte Google EARTH 6.0 (uydu görüntüsü)

3boyutun keyfini çıkartın

- Sizden Gelenler

- Yaz Gönder

- Sorularınız

 
DUYURULAR
 
 
“sitemiz yapım aşamasındadır. Çok yakında Tarihi konularımız yeterli seviyeye ulaşacaktır
sitemize yeni eklenenler
Tasavvufu Öğrenmek İsteyenler Sitemizi Araştırsınlar
Demokrasinin, Laikliğin ve Milliyetçiliğin Çıkmazları
Hasırcızade Tarihi(yakında tamamlanacaktır)


Dini Videolar(M.Zahid Kotku ve Khalid Yasin)
Dini Meseleler
CanlıTV
ss
 
Haberler  
   
Bugün 1 ziyaretçi (2 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol