Başlıksız Belge
Anasayfa Yazılar Videolar Resimler İletişim Üye Ol

 
bilginin adresi
MENU  
  ANA SAYFA
  TARİH
  OSMANLI TARİHİ
  OSMANLI HANEDANLIĞI
  PROGRAMLAR
  -DİNİ VİDEOLAR-
  sitemap
  .
  Mümin Nasıl Olur?-TB
  Allah'a İtaat Eden Şerefli Müslümanlarız-TB
  Cennet ve Cennetlikler-TB
  Sahabe Hayatı
  Peygamber Efendimiz-TB
  Manevi Nimetler-TB
  99 Oğlum Olsa KUR'AN-I KERİM Okuturum-TB
  Hayırlı İnsan Kime Denir?
  Kıyamet Günü Nimetlerden Sorgu-TB
ANA SAYFA
DİNİ MESELELER
DİNİ VİDEOLAR
RESİM GALERİSİ
FORUM
İLETİŞİM

Misyonerlik

MİSYONERLİK 

 

E. Sadettin Doruklu

 

Haziran 2006’da düzenlenen “Misyonerlik Bilgi Şöleni” adlı bir sempozyumda TRT’den Banu Avar’ı dinlemiştim. Türkler’in yayıldığı coğrafyadaki misyonerlik faaliyetleriyle ilgili kişisel izlenim ve gözlemlerini yansıtan Avar, aslında İslam ya da Hıristiyanlık ayrımı yapmayan tamamen din karşıtı bir söylemin sahibiydi. Yaklaşımının özünü, “Dinî çalışmaların hepsini dinî değil siyasî görüyorum” şeklindeki cümlesi oluşturuyordu. Bu anlayışa yabancı değiliz, Türkiye’de oldukça yaygın; dinî çalışmaların hepsi dinî değil siyasî olarak görüldüğü için, başörtüsü de bir çırpıda siyasî bir eylem ya da sembol olarak ilan edilebiliyor.

Avar’ın dile getirdiği hususlardan birini, Atatürk döneminde misyoner okullarının kapatılması oluşturuyordu. Doğrusu, misyoner okulu diye nitelendirilebilecek ‘bütün’ kurumların o dönemde kapatıldığından pek emin değilim, fakat şunu biliyorum: İslam’ın öğretildiği bütün okulların kapatıldığı, din öğretiminin tümden yasaklandığı bir dönemde misyoner okulları rahatça faaliyetlerine devam etseydi, bu büyük bir garabet olurdu. Ama yine de Türkiye’de 23 yıl boyunca İslamî eğitim yasaklandı. Merhum Yaşar Tunagür Hoca’nın ifadesiyle, “Bir ülkede 23 sene mühendis, doktor, hukukçu vs. yetişmezse, o ülkenin hali ne olur?”

Avar’ın bir başka cümlesi, “Ümmetleştirip millîleşmeyi yok etme çalışmaları da var” şeklindeydi. Yani sorun sadece ‘misyonerlik’ değilmiş, ‘ümmetçiler’de bir başka tehlike.. Ümmet, İslam topluluğu anlamına geliyor. Hucurat Suresi’ndeki ayetin anlamı açık: “Müminler ancak kardeştir.” Millîleşme ise, “Türk kardeşliği”ne önem vermek demek oluyor. Kısacası, müminlerin kardeşliğinden bahsettiğinizde, Türk kardeşliğini yok etmiş oluyormuşsunuz. İşin ilginç tarafı, Banu Avar, dedelerinin Dağıstan’dan geldiğini, Gimrili olduklarını söylüyordu. Kafkasya’da Abaza, Gürcü, Çeçen, Çerkez, Ubıh, Lezgi, Dargin, Acara vs. diye adlandırılan pekçok kavim mevcut. Bunlardan müslüman olanlar geçmişte zor zamanlarında Türkiye’ye sığındılar. Bunlar acaba Türk oldukları için mi Türkiye’ye sığındılar? Banu Avar, muhtemelen Avar ırkından.. Avarlar, Bulgarlar’dan daha fazla Türk değil, ama daha fazla müslüman. Evet, Dağıstanlılar Türkiye’ye sığınabildilerse eğer, bunun nedeni ümmetleşmeden başka birşey değildir. Bu nevzuhur ulusalcıları anlamak kolay değil, bizim bildiğimiz mantık onlar için geçersiz. Dinî çalışmaların hepsini dinî görmemek gibi, mantık kitaplarının ancak “safsata” başlıklı bölümlerinde örnek olarak gösterilmeyi hak ediyorlar.

Aynı sempozyumun bir başka konuşmacısı Prof. Dr. Yümni Sezen’di. Sezen’in tebliğinin konusunu ise, “Dinlerarası diyalog ile misyonerlik ilişkileri ve misyonerlere karşı yürütülecek çalışmalar” oluşturuyordu. Sezen, misyonerliğe zemin hazırlayan sosyal sorunları sıralarken yerinde tespitler yaptığı gibi, kimi zaman bilimsellikten uzak nitelikte, ideolojik tarafgirlik anlamına gelen düşünceler de serdetti. Mesela, “Milliyetçilik her toplum için olumlu ve vazgeçilmez iken istismar edildi, mikro milliyetçilikler tahrik edildi” diyebildi. Milliyetçiliğin her toplum için olumlu ve vazgeçilmez olduğu iddiası, bilimsel olmayan ideolojik nitelikte bir varsayım olduğu gibi, makro milliyetçilik-mikro milliyetçilik ayrımını yaparak mikro milliyetçiliği yermek, aslında milliyetçiliğin savunulamaz bir ideoloji olduğunu ispatlar. Çünkü, insanlığın Hz. Adem’den kaynaklanan cihanşümul kardeşliğine yapılan vurgu karşısında her milliyetçilik mikro milliyetçiliktir. Yine, ümmet dayanışması karşısında da her milliyetçilik mikro milliyetçiliktir. Bunun yanı sıra Sezen, hürriyet ve demokrasi kavram ve kurumlarının yıkıcı nitelik kazandığını savunuyordu. Neden sadece hürriyet ve demokrasi?.. Sezen gibi isimler acaba neden laiklik ve milliyetçilik gibi kavramların yıkıcı nitelik kazandığını söyleyemiyorlar da, bu hengâmede kaybeden hep demokrasi ve hürriyet oluyor? Laiklik ve milliyetçilik nasıl bir sağlam öze sahip ki hiç yıkıcı bir görünüm almıyor da, daima hürriyetimiz ve demokratik haklarımız, yıkıcılık karşıtlığı iddiasından beslenen saldırganlığın ilk kurbanları haline geliyorlar?!

Sezen’in anahtar kavramlarından birini “ihanet” kelimesi oluşturuyordu. Ona göre, Türkiye’de borç batağı, kötü idare, ihanet oranı artıyor, yabancılaşma ve kimliksizleşme hızlanıyordu. Böylece Sezen, elmalarla armutları topluyor, birtakım doğruları kalkan yaparak ihanet suçlamalarına meşruiyet kazandırmaya çalışıyordu. Şöyle diyordu: “Devlet ve millet zaafa uğrarsa devletçikler artar, hainlikler artar, iktisadî bağımlılık, yozlaşma artar.”

Beni şaşırtan nokta, bunları ilahiyatçı kimliğine de sahip bir sosyoloğun söyleyebilmesiydi. Gerçi Sezen, daha çok din sosyolojisi ile ilgili, siyaset sosyolojisine yabancı. İfadeleri siyaset sosyolojisi konusunda birşey bilmediğini gösterdiği gibi, gerçekte genel sosyoloji alanında da yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. İşin asıl vahim tarafı, İbn Haldun gibi isimleri de okumamış. Sadece İbn Haldun’u okusaydı, bu cümleleri yine sarf edemezdi. Edemezdi çünkü, İbn Haldun, devletlerin büyüme ve parçalanmalarını bireysel ihanetlere değil, bireylerin iradelerini aşan asabiyetlere bağlar.

Anlaşıldığı kadarıyla Sezen, hainlik, iktisadî bağımlılık ve yozlaşmanın mı devlet ve milleti zaafa uğrattığı, yoksa devlet ve milletin zaafa uğramasının mı bu olumsuzluklara yol açtığı konusunda bir fikre sahip değildi. Aslında bir sosyologdan, toplumsal dinamiklerin farkında olması, olayı devlet ve milletin zaafa uğramasına değil, bizzat toplumsal yapıdaki çözülmeye bağlaması beklenirdi. Aynı zamanda bir ilahiyatçı olarak da, “Bir toplumun kendi nefislerinde olanı değiştirmemesi durumunda Allah’ın onların durumunu değiştirmeyeceğini” hatırlaması icap ederdi. Ama ne gezer!..

İhanet, ideolojik bir kavramdır. En iyi ihtimalle hukukî ve ahlakî bir anlam taşır. Hukuk ve ahlak normatiftir, norm koyar, “olması gereken”i gösterir. Sosyoloji ise, “olan”la ilgilenir, değer hükümlerini kullanarak iyi-kötü, ihanet-sadakat ayrımları yapmaz. Dolayısıyla, Sezen’in bir sosyolog değil, bir ideolojinin propagandisti gibi konuştuğunu söylemek gerekiyor. Sezen’in hukuk adına konuştuğu da söylenemez. Çünkü demokrasi ve hürriyete cephe alarak hukuk adına konuşamazsınız. Yine Sezen, milliyetçi bir yaklaşımı benimsediği için ahlâk adına da konuşma hakkına sahip değildir, çünkü milliyetçilik kadar ahlâkla çelişen çok az görüş vardır. Ahlâkın en temel yasası, insanın kendisi için istediğini başkaları için de istemesidir. Bu nokta, hadis-i şerifte belirtildiği gibi, Doğu’da Konfüçyüs, Batı’da Voltaire ve Kant gibi isimler tarafından da dile getirilmiştir. Bir milliyetçi için ise, kendi milliyetçiliği iyidir, başkasınınki kötüdür. Böylece milliyetçilik, ahlâkın en temel yasasını çiğneyen bir bencillik ideolojisi olarak ortaya çıkar. Yirminci Yüzyıl’ın önemli düşünürlerinden Martin Buber’in ifadesiyle, kolektif bencillik, ferdî bencillikten daha iyi olamaz. Milliyetçiler ise, kolektif bencilliği kutsallaştırır ve putlaştırırlar.

Sezen’in sözleri bunlardan ibaret değil, ona göre, devlet ve millet zaafa uğrarsa, “Dinî alanda tarikat ve cemaatler artar, kendilerini din yerine koyarlar”mış. Dinî alanda tarikat ve cemaatlerin artması neden kötü olsun ki? Bu, çoğulculuk ve fikir hürriyetinin ifadesi değil midir?! Ve Batı’da laiklik zaten, dinî alana tek bir tarikat ya da cemaat hakim olmasın, çok sayıda tarikat ve cemaat aynı toplumda bulunabilsin diye icat edilmemiş midir? Evet, Katolikler’e göre, Hıristiyan toplumda tek bir cemaat, tek bir tarikat olabilirdi ancak. Laiklik ile birlikte bu tekelcilik yıkıldı. Sezen’in, misyonerlik karşıtı bir programda, tam da Katolikler’e özgü bir anlayışı böyle katı biçimde savunabilmesi şaşırtıcı. Ayrıca Sezen’in şunu da bilmesi gerekir ki, cemaat ve tarikatların sayıca çok olmaları durumunda bunlar kendilerini din yerine koyamazlar. Ama Katolikler gibi tek bir cemaat ve tarikat olsun derseniz, işte o zaman cemaat din haline getirilmiş olur.

Tabiî ki Sezen’in yaklaşımı yeni değil. Bir Batılı profesörün, öğrencisine şöyle konuştuğu rivayet edilir: “Yazdıklarından doğru olanlar özgün değil, özgün olanlar da doğru değil.” Sezen’in durumuna baktığımızda daha garip bir tablo ile karşılaşıyoruz: Söyledikleri ne özgün, ne de doğru. Hatta insana Hitler’i hatırlatıyor: “Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer!” (Tek Millet, Tek Devlet, Tek Lider!) Tek cemaat, tek tarikat!..

Sezen’e göre, devlet ve millet zaafa uğrarsa başka ne olurmuş?.. “Siyaset cemaatlere girer, ahlakî zaaf buralarda artar”mış. Cemaatler siyasete zinhar bulaşmamalıdır, çünkü siyaset, cemaat mensubu olmayan seçkinlerin faaliyet alanıdır, öyle mi? Şayet siyaset, cemaatleri bozuyorsa, ahlakî zaafa yol açıyorsa, cemaat dışı yapılanmaları nasıl bozmuyor?!.. Bir sosyolog için bu ifadeler ancak facia kelimesi ile özetlenebilir.

Yine Sezen’e göre, 1071’den beri savaş halindeymişiz ve “Benim yanımda olmayan hain”miş. Burada Sezen’in, Atatürk’ten farklı düşündüğünü görüyoruz. Atatürk, bir-iki yıllık bir savaştan sonra, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” ilan etmişti, Sezen ise “kesintisiz savaş” doktrinini benimsiyor. Hayırlı olsun!

Sezen’in ilginç iddialarından birini de, “siyaset, iktisat ve din” üçlüsü arasında kurduğu ilişki oluşturuyordu. Ona göre, “içlerinden biri öne çıkarak, diğerlerini istismar ederek topluma yön vermeye” çalışıyordu. Burada, seküler bir dünya görüşünün yansımasını buluyoruz. Ayrıca Sezen’in, bir ilahiyatçı olmasına rağmen, din kavramının din bilimleri terminolojisindeki anlamından habersiz olduğunu fark ediyoruz. Böyle bir ayrım, din kurumunu örgütlü bir yapı olarak görmekten kaynaklanan seküler anlayışın ürünüdür ve Batı’ya özgü toplumsal yapının izdüşümünden ibarettir. Batı’da din demek, Kilise demektir. Şayet Sezen, hiç değilse, TDV İslâm Ansiklopedisi’ni eline alır ve “din” maddesini okursa, İslâm’a göre dinin siyaset ve ekonomi dahil herşeyi kapsadığını öğrenir.

Sezen’in bir başka iddiası, Nasrettin Hoca’nın tersyüz edilmiş versiyonu ile karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyordu. Ona göre Türkiye’de laik-antilaik kutuplaşması vardı ve her iki taraf için de haksız nitelendirmesini yapmak gerekiyordu. Nasrettin Hoca, hiç değilse herkese “Sen de haklısın” diyordu, Sezen ise, “Sen de haksızsın” demeyi tercih ediyordu. Bugün Türkiye’de başörtülüler okullara devam edemiyor. Şöyle bir tablo ile de karşı karşıya kalabilirdik: Başörtülüler devam ediyor, başı açıklar okulların kapısından kovuluyor.. Acaba Sezen, böyle bir ortamda da, “Her iki taraf da haksız” diye konuşur muydu?.

Yine Sezen, sözkonusu tebliği kapsamında şöyle konuşuyordu: “Pop kültürü ateizmden daha etkilidir. Ateizm ne kadar artarsa artsın sayıları toplamları kadardır. Ama pop kültürü öyle değildir. Tüm milleti tehdit eden bir unsurdur.” Görüldüğü gibi, Allahü Teala’nın önceliği ile Sezen’in hassasiyetleri farklı. Allahü Teala, ancak şirki (ateizm ve diğer şirk biçimleri) affetmeyeceğini bildirirken, Sezen ateizmi önemli bulmuyor. Neden bulmuyor?.. Çünkü, bir milliyetçi olarak Sezen için asıl önem taşıyan nokta, konunun “milleti tehdit eden unsur” olma niteliği. Tevhid inancının tehdit altında olması önemsiz.

Sezen, dinler arası diyalog faaliyetini ihanet olarak nitelendirirken dinî gerekçelerden hareket etmiyor maalesef , ‘din’ değil, ‘devlet’ açısından konuşuyor. Bir sosyoloğun, böyle bir diyalog faaliyetinin ardında yatan saikleri analiz etmesi ve açıklaması gerekirken, bunu da yapmıyor, resmî ideoloji adına ihanet hükmünü veriyor. Bu insanları bu diyalog faaliyetine iten sosyo-politik etmenler nelerdir, bir sosyologdan bunu açıklaması beklenir. Ve tabiî ki bu arada, 28 Şubat gibi kırılmaları da analiz etmesi icap eder. Din açısından konuşuyor olsa, Sezen’in ‘günah, haram, bid’at’ gibi kavramları kullanması gerekir, yazık ki bunu da yapmıyor. İhanet, resmî ideolojinin aforoz kelimesidir.

Sempozyumun bir diğer konuşmacısı Prof. Dr. Recep Kılıç’tı. Tebliği, “Türkçe internet ortamında misyonerlik” başlığını taşıyordu. Kılıç’a göre, misyonerler Atatürk’ü de istismar ediyor ve sitelerinde ona atfedilen şu sözleri aktarıyorlardı: “Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.” Referans olarak da şu kaynak gösteriliyormuş: “Kâzım Karabekir, Paşaların Kavgası, s. 159.” Kitabın tam künyesini ben vereyim: “Kâzım Karabekir, Paşaların Kavgası, İstanbul: Emre Yayınları, 1991.”

Bir yandan “Misyonerler geldi, geliyor, kurtlar sizi kapacak” derken, diğer yandan başörtülülerin ta Viyana’da, bir hıristiyan ülkesinde, yaban ellerde okumak zorunda kalmasından daha büyük bir çelişki olabilir mi?! Avar’ın açıkça, Sezen’in ise dolaylı biçimde ifade ettiği gibi, misyonerlerle mücadele ettiklerini söyleyenler aslında müslüman-hıristiyan ayrımı yapmıyor, her iki kesimi de suçluyorlar. Avar’a göre, misyonerler gibi ümmetçiler de tehlike.. Sezen biraz daha ‘orta yolcu’, lütfedip, “antilaik” olduklarını söylediği kesimin yanı sıra “laikler”i de suçlu ilan ediyor, fakat cemaatlerin din istismarından (evet din istismarından), siyasete bulaşmalarından, onlardaki ahlâkî yozlaşmalardan bahsediyor, ve biz de onun misyonerlerden söz ettiğini zannederek dinliyoruz. Bir misyonerlere vuruyor, bir ‘din istismarcıları’na..

Misyonerlikle mücadele edebiyatı yapanların yaklaşımlarını, Uğur Yıldırım’ın Jeopolitik dergisinin Mayıs 2005 tarihli 16’ncı sayısında yer alan makalesindeki şu satırlar özetliyor: “... Cumhuriyet yönetimi, gençliğini hem gericiliğin hem de misyonerliğin elinden kurtardı. Gericilik de, misyonerlik de aynı merkezden Batı'dan yönetiliyordu.” Konuyla ilgili bir de kitabı bulunan yazarın 11 sayfalık makalesi şu satırlarla son buluyor: “Soru şudur: Türkiye, merkezi, bağımsız, güçlü bir ulus-devlet mi olacak, yoksa beyliklere mi bölünecek? Bu topraklarda millet mi olacak, yoksa dinlere, cemaatlere, mezheplere, tarikatlara, emperyalist strateji gereği ‘alt kimliklere’ bölünmüş bir yığın mı olacak?” (http://www.haberbilgi.com/haber/turkiye/jeo0505/misyonerlik.html)

İşte, misyonerlikle mücadele ettiklerini söyleyenlerin ‘din’le ilgili görüşleri.. Derler ki, “Her sakallıyı deden sanma!” Bizim hizmet ve faaliyet kavramlarının meftunu müslümanlarımız da, her misyonerlikle mücadele ettiğini söyleyenin peşinden koşma hastalığından kurtulmalıdır. Önemli olan yol almak değil, eldeki pusula eşliğinde hedefe yürümektir. Kılavuzlarınızı yanlış seçerseniz, Kâbe’ye gidiyorum derken kendinizi “Kâbe Arab’ın olsun!” diyenlerin kıblesinde bulabilirsiniz.

Gericiler ve misyonerler iki tehlike ise, bu ikisini birbirine karşı kullanmak herhalde ‘derin strateji’nin bir parçası olarak görülmelidir. Ayrıca “gericiler”, imam hatip okullarının önü kesilir, başörtülüler okulların kapısına konulur, ilahiyatların kontenjanları sınırlandırılır, ilahiyat mezunlarının da önü kapatılırken, ‘gelecekteki büyük misyoner tehlikesi’ ile meşgul edilmeli, içinde bulundukları ortamın farkında olmamalıdırlar. Onlara “Vatan sizden hizmet bekliyor” denilerek, “vatanın gerçek sahipleri”nin stratejileri çerçevesinde enerjilerini tüketmeleri sağlanmalıdır.

 

NETYAZİ  
   
Başlıklar  
 

- Opera 11

beklenenden daha iyi

- Microsoft Security Essantials

Nihayet Microsoft, Antivirüs programını yaptı

- İşte Google EARTH 6.0 (uydu görüntüsü)

3boyutun keyfini çıkartın

- Sizden Gelenler

- Yaz Gönder

- Sorularınız

 
DUYURULAR
 
 
“sitemiz yapım aşamasındadır. Çok yakında Tarihi konularımız yeterli seviyeye ulaşacaktır
sitemize yeni eklenenler
Tasavvufu Öğrenmek İsteyenler Sitemizi Araştırsınlar
Demokrasinin, Laikliğin ve Milliyetçiliğin Çıkmazları
Hasırcızade Tarihi(yakında tamamlanacaktır)


Dini Videolar(M.Zahid Kotku ve Khalid Yasin)
Dini Meseleler
CanlıTV
ss
 
Haberler  
   
Bugün 1 ziyaretçi (2 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol